Dönmek için heyecan duyduğumuz dünyada tablo, eskisi gibi değil.

Daha önce görmediğimiz yeni bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız. Başlangıçta korona virüsü çocuklara anlatmak, evde kalmayı ifade etmek, online eğitime alıştırmak, hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uyumu sağlamak için çaba harcıyorduk. Şimdiki normalleşme sürecinde ise eve kapanmak gibi dışarı çıkmak da bir hazırlık gerektirecek.

Çocuklarımız dışarıya çıktığında maskeli, kendisine mesafeli duran insanlar görecek. Hatta çoğu zaman kendilerinin de maske takması gerekecek. Hayalini kurduğu parklara, bahçelere gidip saatlerce oynamaktan çekinirlerse hiç şaşırmayın. Çünkü sosyallik algımız yeni bir boyut kazanacak belki de yeni trend “asosyallik” olacak.

Salgın sonrası sosyalleşme kavramını teknolojiyle yeniden tanımlıyoruz

Toplumsal ilişkilerimizde bundan öncesinde sosyal hayata katılımda aktiflik ve pasiflik vardı. Gerçek ve sanal deneyimleri aynı anda yaşıyorduk. Şimdilerde bu değişim gündelik hayatımıza neredeyse karikatür kareleri gibi yansıyor. Evde olduğumuz dönemde, odasında tek başına vakit geçiren gence baktığımızda kendi kendine konuşuyor gibi geliyor, üzülüyoruz ama yanına yaklaştıkça tam tersi gülümsemeye başlıyoruz. Tek başına ama yalnız değil, çünkü telefonda birisiyle konuşuyor. Veya anne çocuk mutfakta bir şeyler yiyorlar. Anne, tablete odaklanmış işini takip ediyor, çocuk ise müthiş bir hızla neredeyse tuşlara bakmadan arkadaşıyla mesajlaşıyor. Herkes evde, birlikteler ancak herkes ayrı âlemde.

Her saniye birlikte olduğumuz araçlarla internetten bilgi alıyor, ödev yapıyor, alışveriş yapıyor, oyun oynuyor, sohbet ediyoruz. İşin özü; gerçek dünyada sanal dünyanın araçlarını kullanıyor ve işlerimizi hallediyoruz.

Fakat bütün bunlar daha az sosyal olduğumuz anlamına gelmiyor, sosyalliği yeni ve farklı bir şekilde yaşadığımızı gösteriyor.

Eğitim vizyonumuz değişiyor mu?

Okulların kapatılmasıyla ev içerisinde yoğun bir eğitim sürecine geçildi. Ebeveynler evde öğrenmeyi doğru destekleyecek teknolojiyi bulmak için büyük mücadeleler verdi. Anne/Baba kavramı bir anda öğretmen kavramına, ev kavramı ise okul kavramına dönüştü. Akıllardan geçen en önemli soru, kapanışa hazır değildik fakat açılışa kendimizi ve çocukları nasıl hazırlayacağız?

Yetişkinlerin birçoğu, işi gereği korona sürecinde dışarda aktif deneyimde bulunurken; çocuklar için bu süreç ilk defa yaşantıya dönüşecek. Evde geçirilen aylar sonrasında, okula dönüş yapan pek çok çocuk, beklediklerinden farklı bir ortamla karşılaşacak. Değişen düzene adapte olmakta güçlük yaşayabilirler, bundan dolayı kaygı ve stres belirtileri görülebilir. Çünkü okul içerisinde edindikleri tüm alışkanlıklar yeni bir boyut kazanacak.

Oturma düzeni, öğrencilerin işbirliği kurabilmesi için yan yanayken şimdi tedbir amaçlı sıralar arasına pleksi veya cam malzemelerle çocukların yaklaşımının sınırlandırılması gerekebilecek.

Teması önlemek için ders, teneffüs ve öğle arası saatleri yeniden düzenlenecek. Kalabalık bahçe oyunları, yerini sosyal mesafeye göre düzenlenmiş alanlara bırakacak. El yıkama, dezenfekte madde kullanımı alışkanlık haline gelecek.

Önceden okuldaki merkezlerden biri öğretmenler odasıydı. Yetişkinlerin virüsü bulaştırma olasılığı daha yüksek olduğu için şimdilerde bu merkezin değişmesi gerekecek. Belki de öğrenciler yerine, öğretmenlerin sınıf değiştirmesi gerekecek.

Bu nedenlerle okul sisteminin sağlık ve güvenlik önlemleri dört ana kategoride değerlendirilmesi gerekecektir. Fiziksel yapı, personel sayısı, ulaşım ve yemek servisi politikaları yeniden boyutlandırılmalıdır.

Temizlik görevlileri özellikle ortak kullanılan alanlarda hijyeni sağlamak için alınacak tedbirlerle alakalı eğitime tabi tutulmalı. Yemek hizmetinin “kullan at” şeklinde olması veya sınıf içerisinde sağlanması gerekebilir. Servis kullanımında şoförlerin araç içerisindeki oturma düzeni ve sosyal mesafe ile alakalı eğitimler alması gerekebilir.

Güvende olma duygusu, olağanüstü durumlarda çocukların en fazla ihtiyacı olan şeydir.

Yurtdışında durumlar nasıl?

Yurtdışında eğitime yeniden başlayan bazı okullar, öğrencileri yaş gruplarına göre ayrı giriş ve çıkışlara yönlendirildiği yeni bir fiziki sistem oluşturmuşlar. Sosyal mesafeyi korumak için ortak kullanılan alanlar birbirinden ayrılıp bölümlendirilmiş, koridorlarda öğrenci ve öğretmenlerin takip etmesi gereken yer işaretleri yerleştirilmiştir.

Hijyene teşvik amaçlı giriş, çıkış ve ortak alanlarda portatif el dezenfektanları yerleştirilmiştir. Lavabo düzeni temassız kullanıma göre şekillendirilmiş, havalandırma sistemleri değiştirilmiştir.

İşin özü, fizikî alt yapıda kalıcı değişiklikler meydana gelmiştir. Peki, yeni düzende eğitim alt yapısı ne şekilde olacak?

Değişen roller

Bir şey açık ki yeni dönemde eğitim uygulamaları değişmek zorunda kalacak. Öğretmen ve öğrencilere verilen değerin gözden geçirilmesi, yarış halinde test çözme odaklı ilerleyen günler yerine beceri ve yetkinlik temelli eğitime odaklanmalıyız. Eğitimde rollerin yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Öğretmenler sınava hazırlayan, test sonuçlarındaki net sayısına göre başarı düzeyi belirlenen kişiler değildir, bunun yerine yeni dönemde öğrencilerin özel ihtiyaçlarını destekleyen bir kişi olarak görülmelidir. Birbirleriyle yarışan okullar yerine öğrenciye kendisini tanımayı, ihtiyacını karşılamayı ve oyun oynamayı öğreten, daha fazla fikir ve proje üreten, hayata daha fazla hazırlayan bir yapı inşa edilmelidir.

Uzmanlara göre salgının en büyük kazananı eğitim. Çevrimiçi araçların kullanımı, evde devam ettirdiğimiz eğitim günlerinde olduğu gibi yeni sistemde de aktif yer alacaktır. Yüz yüze öğretimde öğretmenlere destek, öğrenciler içinse rehber niteliğinde olacaktır. Özellikle aileler, edindiği online eğitim becerisini sürdürmeli, karma bir model halinde ilerlemelidir.

Özellikle okulların açıldığı ilk haftalarda öğrencilere geçmiş dönem ders telafileri yerine, öncelikle yeni normale uyum, sağlık, benlik algısı ve sosyal ilişkileri yönetme konusunda programlar yapılmalıdır. Öğretmenlerin ilgisi ve desteği olmadan çocukların bu değişime adapte olması, kendilerine yeni okul ortamına ait ve iyi hissetmesi maalesef ki mümkün değil. Artık iyi hissetmek, başarılı olmak için alternatif değil, başarı için ön koşul haline geldi. Yeni dönemde akademik başarı birinci öncelik olmamalı, öncelik sosyal-duygusal odaklı beceri geliştirme olmalıdır.

Sonuç

Çocuklar, ailenin ve öğretmenlerinin davranışlarını izleyerek öğrenirler. Bizlerin yaşanan olaylara ve duyduğumuz haberlere karşı verdiğimiz tepkiler, başkalarıyla aramızdaki konuşmalar, çocukların nasıl hissedeceği konusunda etkilidir.

Normalleşme süreci içerisinde çocuklar, değişen hayat şartlarına adapte olmakta güçlük yaşayabilir, yeniden dışarıya açılmaya karşı kaygı ve korku içine düşebilirler. Çünkü evde, tanıdık, bildik, kendilerini güvende hissettikleri ortamdaydılar. Fakat şu an hiç görmedikleri bir dünya düzeni içindeler. Onları anlamak, duygularına yönelik, gerçekçi açıklamalar yapmak, ailece yeniliklere uyum sağlayabildiğinizi göstermek ve hayatı olabildiğince beraber yaşamak onlara büyük destek sağlayacaktır. Bunun tam tersi “takma kafana”, “sen büyüdün, neden korkuyorsun ki”, “endişeni anlayamıyorum” gibi çocuğun duygusunu yok sayıcı ifadeler kaygı, korku ve stresi artıracaktır.

Güvende olma duygusu, olağanüstü durumlarda çocukların en fazla ihtiyacı olan şeydir. Anne/Baba sürece ayak uydurmakta problem yaşasa dahi çocuğa karşı yapmacık şekilde, hiçbir şey yokmuşçasına davranması, etkilenmesin diye abartılı derecede güven verici ifadeler kullanması durumunda, çocuklar bunu hissedebilir. Ve kendilerinden bir şey saklanıyormuş hissine kapılabilirler. O yüzden olması gerektiği gibi dengeli, birleştirici, problemleri beraber konuşarak çözmek en iyi davranış olacaktır.